13 Haziran 2011 Pazartesi

BİZE YENİ AKİF AKTUĞ’LAR GEREK

Akif Aktuğ’u 1990’lı yılların başlarında tanımıştım. Genç bir komiserdi. İçi içine sığmıyordu. Yenilik dolu düşüncelerini, kendisinden öncekilerle paylaşabilmeyi seviyordu.
Teşkilatımızın arzulanan düzeye ulaşamadığı yıllardı. Kamuoyu anketleri polisi, öteki kuruluşlar arasında iyi yerlerde göstermiyordu. Televizyonlardaki görüntüler de öyleydi. Ekranlar, düşene kaçana vuran polis görüntüleriyle doluydu. Suç istatistiklerini gösteren sütunlar hep ”zirve” yapıyordu. Bütün bunlar onu rahatsız etmekteydi.
Sonra onu Antalya’da gördüm. Gözlerinde, geçmişteki ışıltılar vardı. Şube müdürü olmuştu. Mesleğin gerçek bir neferiydi. Kendisini rahatsız eden hususlar için çareler üretiyordu. İlginç tespitleri vardı. Onun tespitlerinin yaşama geçirilmesi halinde halkın yönetime katılması sağlanacak, suçların önlenmesi yönünde mesafeler kat edilebilecekti.
Yakın bir geçmişte, onun da içinde olduğu, Antalya Emniyet Müdürlüğü imzalı bir dizi projeye tanık olmaktayız. Bazen gazetelerde, bazen televizyonlarda bu projelerin nasıl bir seyir izlediğini, sonuçlarının nasıl olduğunu takip edebilmekteyiz.
Olağanın dışında herhangi bir çalışmada bulunmayanlar için eskiden, “Üzerine ölü toprağı atılmış” derlerdi. Günümüzde de bu tür yöneticiler “Statükocu” olarak nitelendirilmektedirler.
Bir de “Hız kesenler” vardır. Bunlar başkalarının başlattıklarını devam ettirme yerine çeşitli bahanelerle yerinde sayarlar. “Emekliliğime 10 ayım kalmasaydı daha neler yapacaktım” diye öne çıkan, ancak hiçbir şey yapmayanlar da bunlardır.
Oysa yenilikler insanı gerçekten sevindiriyor. Merhum Gaffar Okkan koca bir kent halkıyla kucaklaşabilmeyi başarabilmişti.
Sayın Feyzullah Arslan, Fırat Üniversitesiyle birlikte terör konusunda sempozyum düzenlemiş ve devletimizin bekasını, milletimizin refahını tehdit eden unsurlara karşı çözüm önerileri üretebilmişti.
Sayın Hanefi Avcı Kapıkule’de kangrenleşen rüşvet ve yolsuzluk yarasını tedavi edebilmişti.
Biraz daha özelleştirirsek Sayın Mesut Çevik, kişiler arası iletişim konusunda fikirlerinden yararlanmak için Amerika Birleşik Devletleri’ndeki temsilcimiz Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’nu Bartın’a davet ederek personeliyle buluşturabilmişti.
Emniyet örgütünün bir çalışanı olarak tüm bunlardan mutluluk duyduğumuzu belirtmeliyim.
Bu defa Antalya’da Toplum Destekli Polislik ön plana çıkarılıyordu. Bu kavram Türkiye’de bir süredir konuşulmaktaydı. Halkın yönetime katılması hep istenir olmuştu. Ama ilk kez Antalya’da fiili duruma geçiriliyor görmek bizleri ayrıca mutlandırmıştı.
Antalya Emniyet Müdürlüğü esas itibarıyla “Vatandaş” sözcüğünün sıcaklığını tüm personeline yansıtabilmişti. Vatan içinde birlikte yaşadığımız insanların birer dost, birer arkadaş olduğunu sevecenlikle anlatabilmişti. Hatta vatandaşı “Dış müşteri” olarak nitelendirmekteydi. Kendi personelimizi ise “İç müşteri” olarak anıyordu. Kuşkusuz bu sıcak ilişkilerde dün “Müşfik Anne” Naciye Ekmekçibaşı’nın rolü ve imzası vardı. Bugün ise aynı zamanda bir “Halkla İlişkiler Uzmanı” olan Feyzullah Arslan’ın katkıları devam etmektedir.
Toplumda suç işleyenlerin oranı yüzde beş idi. Ama esas olarak polisimizi toplumun yüzde 95’i ilgilendiriyordu. Yüzde 95’in içinde suçun mağduru ve suç tehdidi altında yaşayan masum vatandaşlarımız vardı. Aslında polislerimiz de yüzde 95’in içindeki unsurlardır. Suçu toplum ürettiğine göre çözümün kendisi de toplum içerisinden çıkabilmelidir. Tek başına polisi çözüm olarak görmeyip sorunları toplum gözü ile tanımak gerekir.
Antalya Emniyet Müdürlüğü, toplumun yüzde 95’lik kesimini Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğünün faaliyet alanına almış ve suçların oluşmasını önceden engelleyerek vatandaşlarımızı suç mağduru olmaktan korumayı hedeflemiştir. Bu konuda ürettikleri slogan ise “Önlemek, tedavi etmekten daha iyidir” olmuştur. Toplumun gözü ile sorunları tanımak, sonuca ulaşmanın en uygun yoludur.
Antalya Emniyet Müdürlüğünün bir dizi projesinin başında “Düdük Uygulaması Projesi” geliyordu. Geçmişte mahalle aralarında bekçilerimiz tarafından sık sık düdük çalınır ve o bölgede oturan halk kendisini güvende hissederdi. En önemlisi, güvenlik görevlilerinin bulundukları mıntıkaya hâkimiyetleri, kötü niyetlilerin yeni suç işlemeleri konusunda caydırıcı rol oynamaktaydı.
Son yıllarda yaya görevlilerin sayısı azaltılmış, bunun yerine motorlu devriye hizmetleri çoğaltılmıştı. Özellikle turizm faaliyetlerinin kent nüfusu üzerindeki artışı göz önünde bulundurularak düdük uygulaması projesi yeniden gündeme getirilmiştir. Suça meyilli kişiler üzerinde polisin her yerde olduğu intibaı oluşturulmuş ve suç işlemekten vazgeçirilmesi esas alınmıştır. Böylece hem bölgede yaşayan vatandaşların olumlu tepkileri alınmış, hem de suç oranlarında düşüşler kaydedilmiştir. Bu sonucu gören personel, görevlerini benimseyerek yapmaya başlamışlardır. Antalya Emniyet Müdürlüğünün vardığı sonuç ise yine bir sloganı andırıyordu: “En iyi verim, benimsenerek yapılan görevden alınır.”
Makbuz Uygulaması Projesi de yeni bir “önleme” biçimiydi. Antalya bir sahil kentiydi ve sıkça otodan hırsızlık vakalarına rast geliniyordu. Denize girmek için gelenler değerli eşyalarını oto içerisinde bırakabilmekte, bu da hırsızlar için bir fırsat oluşturmaktaydı.
Antalya Emniyet Müdürlüğü görevlileri, daha duyarlı bir toplum yaratma adına trafik ceza makbuzu görünümündeki kâğıdı, araçların silecekleri altına koyarak dikkatleri bu yöne çekmeyi amaçlamışlardır. Bu uygulamada ceza yoktur. Kâğıdın arka kısmında araçlarda değerli eşya bırakılmaması yönünde uyarı yazısı bulunmaktadır.
Bir başka proje de radar uygulaması çalışmalarıydı. Bu çalışmalar, sivil toplum kuruluşları ve medya mensupları ile birlikte yapılmaktadır. Yasaların belirlediği hız limitlerinin üzerine çıkılarak can güvenliğini tehdit eden trafik canavarına karşı birlikte mücadele gereği yerinde incelenmektedir. Bu çalışma ile polisin, vatandaşın yanında ve onun için çalıştığı yerinde görülmüş, toplumun desteği alınmıştır.
Antalya, doğa ve iklim koşulları itibarıyla mobilet ve motosiklet kullanımına elverişli bir kenttir. Kötü niyetli kişiler, çalıntı ya da kayıt tescilsiz bu tür araçlarla kapkaç ve yankesicilik suçlarına iştirak edebilmektedirler. Bu nedenle motosiklet uygulaması yürürlüğe konulmuş ve bu tür araçlar üzerinde uygulamalar yapılarak uygun olmayanların trafikten men edilmeleri sağlanmıştır. Bu uygulama ile kapkaç olaylarında ciddi azalmalar sağlanmıştır.
Vatandaşların ilgisini çeken yeni bir proje ise “Görünmez Kalem Uygulaması’dır. Bu kalemle yazılan yazılar çıplak gözle okunamamaktadır. Bunun için ultra viole ışık gerekmektedir. Kolay silinmemektedir. Bu kalemler ve uyarıcı yazılar bulunan etiketler kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşlara ücretsiz dağıtılmış, böylece güç kullanma yerine teknoloji kullanılarak delilden suçluya ulaşmak hedeflenmiştir.
Antalya Emniyet Müdürlüğündeki Akif Aktuğ imzalı bir başka proje de “Komşu Kollama Sistemi”dir. Buna “Komşunu Kolla Projesi” adı da verilmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere bu proje ile giderek birbirinden uzaklaşmaya ve yabancılaşmaya başlayan halkımızın komşuluk ilişkilerini tekrar canlandırmak amaçlanmaktadır. Çünkü komşuluk, geçmişimizden gelen ve güzelliklerle dolu bir olgudur.
Aileden sonra en yakın sosyal çevreyi komşular meydana getirmektedir. Komşuluk kültürü, Türk toplumunda önceden beri önemsenen ve yaşatılmaya çalışılan bir kültürdür.
Kutsal kitabımız (Nisa, 36); “Anne babaya, akrabaya, yetimlere, fakirlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, eliniz ve emriniz altında bulunan kimselere iyilik edin” buyurmaktadır.
Keza Peygamberimizin komşulukla ilgili sözleri anlamlıdır:
“Evden önce komşu, yoldan önce arkadaş, yolculuktan önce azık gelir.”
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Türk atasözleri de benzer anlamlar içermektedir:
“Ev alma komşu al.”
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”
Günümüzde geniş aile, yerini çekirdek aileye bırakmıştır. Bu nedenle akrabalık ilişkilerinde zayıflama görülmektedir. Sadece yakın akrabalar birbirleri ile ilgilenme fırsatı bulabilmektedirler. Uzak akrabaların ilişkileri yok denecek kadar az veya çok sınırlıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığında başmüfettiş Ömer Balaban’a göre kentlerde insan ilişkilerinin zayıfladığı, toplumsal değerlerin kaybolmaya yüz tuttuğu bir dönem yaşanmaktadır. Ekonomik kaygılar ve güvenlik endişeleri, insanları giderek yalnızlaştırmakta, bireysel ve toplumsal hayatımıza anlam ve güç katan değerler yitirilmektedir.
Geldikleri yörelerde akraba ve komşu ilişkileri çok güçlü olan insanlar, neredeyse sokakta birbirini tanıyamaz hale gelmiş, hatta aynı binada oturan onlarca aile birbirinden habersiz yaşamaktadır.
Müstakil evlerin yerini apartmanlar, çat kapı teklifsizce ziyaret edilebilen, sıkışıldığında ilk koşulan komşuların yerini tanımadığımız, tanışmadığımız insanlar almıştır.
Komşu kollama sistemi ile vatandaşların kendilerini ve mülklerini koruma, suç korkusunu azaltma, suçları önleme ve ortaya çıkarma konusunda polisle işbirliği yaparak daha güvenilir bir çevre oluşmasına katkı sağlama ve polis ile toplum arasındaki bağlantıları geliştirme amaçlanmıştır.
Bu gerçekten hareketle Antalya’da site girişlerine “Bu site Toplum Destekli Polis Projesini desteklemektedir” yazılı uyarı levhaları asılmıştır. Bina giriş kapılarına afiş ve stikırlar yapıştırılmıştır. Proje; billboardlarda ve otobüs duraklarında da tanıtılmıştır. Suç ve suçlulardan nasıl korunabileceği konusunda hazırlanan filmler şehir içinde çalışan ve VCD oynatıcısı bulunan özel halk otobüslerinde yayınlatılarak halka duyurulmuştur.
Genel müdürlüğümüzü de yapan Valimiz Sayın Alaattin Yüksel’in katkılarının olduğunu bildiğimiz tüm projeler biz çalışanları ziyadesiyle sevindirmiştir. Öteki emniyet müdürlüklerimizce yenilerinin de eklenmesiyle yurt çapında projeler demeti oluşturulması emniyet teşkilatının silkinmesi ve kalkınması yönünde bir başlangıç olacaktır.
Zira teşkilatımız bugün istenilen düzeye gelememiştir. 70 yıllık teşkilat yasasının yaklaşık 30 maddesi işlerliğini yitirmiştir. Halen güncelleştirilmemiştir. Çalışma saatleri, Devlet Memurları Kanununda yazılı olduğu gibi haftada 40 saate düşürülememiştir. Tayin, terfi, özlük üçlüsünde sıkıntılar vardır.
İçişleri Bakanlığı Teftiş kurulunca yapılan denetlemede; son beş yılda İdareye karşı açılan davalardan karara bağlananların yüzde 45’inin Emniyet Genel Müdürlüğü aleyhine sonuçlandığı belirtilmektedir. Müfettişler bu konuyla ilgili düşüncelerini şu cümlelerle ifade etmişlerdir: “Emniyet Genel Müdürlüğü, ülke genelinde kanun ve nizamın, emniyet ve asayişin sağlanmasından ve kanunlara aykırı hareket edenlerin yargı mercilerinin önüne çıkarılmasından sorumlu olan bir genel müdürlüktür. Dolayısıyla böyle bir Genel Müdürlüğün yaptığı her türlü işlem ve eylemin hukuka uygun olması beklenir. Genel Müdürlük ve bağlı birimlerince, teşkilat mensuplarına ve vatandaşlara karşı yapılan işlem ve eylemlerin yüzde 45’inin hukuka aykırı olduğu, ya da hukuken yanlış olduğunun mahkeme kararlarıyla tespit edilmesi, yapılan işlem ve eylemlerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.”
Akif Aktuğ’u ve onun gibi düşünce üretenleri, “yeniden gözden geçirenlerden” oldukları için destekleyenlerdenim. (2006)

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder